GOETHE MÜSLÜMAN KABUL EDİLEBİLİR Mİ?


Fakültemizin tertip ettiği düzenli ilmi toplantılar silsilesi olan SELİMİYE KONUŞMALARI’nın 4. sezon 28. programı Fakültemizin Selimiye binasında gerçekleştirildi. T.Ü. İlahiyat Fakültesi tarafından her ay düzenli olarak gerçekleştirilen Selimiye konuşmalarının Mart ayı konusu “Goethe Müslüman Kabul edilebilir mi?” idi. T.Ü. İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç Dr. Taha İmamoğlu’nun moderatorlüğünde gerçekleştirilen programa T.Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi M. Necip Yılmaz ve Tekirdağ Süleymanpaşa Anadolu İmam Hatip Lisesi tarih öğretmeni Cüneyt Özvardarlı konuşmacı olarak katıldı. İmamoğlu sunuş konuşmasında Goethe’nin hayatı, eserleri hakkında kısa bilgi verdikten sonra Goethe’nin Almanya’daki sanat, edebiyat ve düşünce dünyasındaki üzerindeki etkilerine değindi. Ayrıca İmamoğlu Almanya vasatında Goethe ile Mehmet Akif Ersoy ve Fuat Sezgin arasındaki kesişme noktalarına temas ederek bu toplantının “2019 Fuat Sezgin Yılı”nda ve 12 Mart tarihinde yapılmasının manasını izah etti. İmamoğlu Prof. Dr. Fuat Sezgin merhumun İslam bilim tarihi çalışmalarının Goethe’nin şehri olan Frankfurt’ta ve yine onun ismini taşıyan üniversitede sürdürmesinin bir tesadüf eseri olmadığını bunda Goethe’nin temelini attığı kültürel zenginliğin önemli bir rolü olduğunu ifade ederek başladı. Ayrıca Goethe’nin Schiller’e yazdığı mektuptaki besmelenin ve kendi el yazısıyla yazdığı Nâs suresinin görsellerinin, İslam hakkındaki bilgisine dair önemli birer vesika olduğunu belirten İmamoğlu, hali hazırda Almanya’da Goethe’ye dair kültürel faaliyetlerin canlı bir şekilde devam ettiğini Frankfurt’taki Goethe-haus’dan misaller vererek aktardı.
 
Dr. Öğr. Üyesi M. Necip Yılmaz Hayali’nin “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler” mısrasıyla sözüne başladı ve “Goethe Müslüman mıydı?” başlık sunumunda esas amacının Goethe’nin Müslüman olup olmamasından öte Müslümanlar olarak sahip olduğumuz hazinelerin yeterince değerini bilmediğimizi ortaya koymak olduğunu belirtti. Yılmaz kısaca şu hususları dile getirdi: “İnsan doğuştan itibaren hakikat arayışı içindedir. Bu arayışta insanın önüne birçok engeller çıkar. Ama insanın amacı hakikati aramak ise hiçbir sebep bu arayışta insana engel olamaz. Bunun en güzel örneği İslam ile yolları kesişen Batılı sanatçılar, şairler, yazarlar ve düşünürlerdir. İslam’dan etkilenen ve Müslüman olan birçok Batılı düşünür vardır. Kur’an’dan ve Peygamber Efendimizin hayatından etkilenenlerin başında Goethe gelmektedir. Goethe Kur’an-ı Kerim’in Batı dillerinde yapılmış olan tercümelerini karşılaştırmalı olarak defalarca okumuş, Almanca’ya yapılan tercümelerinde yapılan hatalara değinmiş, Peygamber Efendimize yapılan hakaretleri şiddetle eleştirmiş, İslam’ın inanç ve fikir dünyasından etkilenerek şiirler yazmıştır. Doğu Batı Divanı bu etkilerin en çok görüldüğü en önemli eseridir. Bu eserdeki başlıklar bile bize Goethe’nin İslam ile alakasını ortaya koymaya yeter. Mesela bunlarda biri “Hicret”tir.” Yılmaz daha sonra Goethe’nin İslam ile ilgisini ortaya koyan şiirlerinden örnekler verdi. Bunlardan biri “Muhammed’in Nağmesi” adlı şiiridir. Diğer bir şiirinde de Goethe bir yandan teslis inancını eleştirirken diğer yandan da Peygamber Efendimizi övmektedir. Bu şiir şu şekildedir: “Tüm safiyetle hissediyordu İsa/ İçinden bir tek Tanrı’yı düşünüyordu/Kendisini tanrılaştıranlarsa/O’nun ilahi hislerini rencide ediyordu/Muhammed’in başardığı/Hak olsa gerektir doğrusu/O bir tek vahdet fikriyle/Tüm dünyayı ram etti kendine”
 
Yılmaz devamla Goethe’nin kimi aksi görüşler olsa da eserlerindeki ipuçlarından hareketle Müslüman olduğu yönünde güçlü bir kanaat olduğunu dile getirdi. Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü: Goethe’nin bu arayış ve çabası kendi değerlerimize ne kadar çok önem vermemizin gereğini bize hatırlatmalıdır. Onlar birçok engeli aşarak İslam hakikatine ulaşıyorlar. Biz ise içinde olmamıza rağmen değerlerimizden bigâneyiz, diyerek sözlerini tamamladı.
 
Cüneyt Özvardarlı konuşmasında özetle şu hususları gündeme getirdi:
 
“Aslında zâhiri olarak Goethe'nin Müslümanlığı ihtimali üzerine konuşuyor olmak demek; bâtında Alman Milli Hayatı'nın İslam’ a dönük bir istikamet arayışı ihtimalini konuşuyor olmak demektir. Bu tesbitin bize fazla iddialı gibi görünüyor olması bence Almanya üzerinde yapılan operasyonların hakikati örtmesi sonucunda oluşan manzara sebebiyledir. Goethe’nin İslam ile temasını şu başlıklar altında değerlendirmek yerinde olur:
 
1) ŞİİR :
 
Goethe bir Alman şairidir. Almanlar içinde bilhassa şairlerin ve sanat adamlarının Kur'an ile alakadar olmalarında Alman dilinin ve zihin işleyişinin bir payı olabilir. Hatta Alman Birliği ideali sebebiyle Almanca; tevhidî özellikler dahi kesbetmiş olabilir. Yani Alman dili ile derinlemesine meşgul olan şairler; hem "birlik" ideali doğrultusunda Alman Lisanı'nı besliyor ve hem de bu lisandan besleniyorlardı. Kur'an-ı Kerim ise -malumunuz şiir ile kıvam almış Mekke sosyal çevresinde konuşulan bir lisanda nazil olmuştur. İtaat etsinler ya da etmesinler istisnasız hepsini etkilemiş bir metindir. Buradan da anlaşılıyor ki Kur'an; şairler üzerinde tesirli bir kitaptır. Hatta Cahiliye Dönemi'nin ünlü şairlerinden Hasan b. Sâbit, Kâb b. Mâlik ve Abdullah b. Revaha Müslüman olmuş önde gelen sahabelerdendir. Hal böyleyken Avrupalı şairler de bir şekilde Kur'an ile irtibat kurup en azından şairlikleri hesabına yaklaşmış ve etkilenmiş olabilir.
 
2) ALMAN SİYASİ BİRLİĞİ İDEALİ :
 
Alman Birliği'ni en yüksek hedef ittihaz eden mümtaz şahsiyetlerin Kur'an ve İslam ile alakadar olmalarını "Tevhid" kavramı çevresinde araştırmak, isabetli bir yaklaşım olabilir çünkü "Birlik" fikriyatı bir zaman sonra öyle bir hal almış olabilir ki söz konusu lisanın kendi içindeki gelişimini, diğer lisanlardan farklılaştırabilir. Mesela Türkçe; bu husustaki en mütekamil numunedir çünkü Kur'an ile uyumlu bir gelişim göstermiştir. Yani gelişimini Kur'an'a borçludur. Bu demektir ki Kur'an ile uyum bozulursa; birliğini ve diriliğini de kaybedebilir. Öyle sanıyorum ki Türkçe; Kur'an'dan yola çıkarak "Tevhidî" özellikler kesbetti. Buna karşılık Alman idealizmi; "Tevhid" arayışı vesilesiyle Kur'an'a yaklaşmış oldu. Bu itibarla Herder'in, Goethe'nin ya da Rilke'nin şiir evreninde "Tevhid" tesirleri gözlemlenebilir mi? Bence araştırılmaya değer bir konu!
 
İlginç bir yaklaşım olarak şunu söyleyebilirim ki; yeniden doğuşunu ve dünya sahnesinde boy göstermesini antik temelli çok tanrılı kültür üzerinden gerçekleştiren hegemonik yapının "Tevhid"e karşı allerjisi vardır. Nerede tevhidî bir yönelim olsa oraya karşı bir duyarlılık gösterir ve o yönelimi mümkünse bitirmek ama bitiremiyorsa çoklu istikametlere dönüştürmek gayretindedir. Bu durum esasen kadim Tevhid-Küfr mücadelesinden başka bir şey değildir. Alman Milli davası; bugün itibariyle -sözümona hegemonik güçlerin medya ve iletişim uzantıları vasıtasıyla Hitler imgeli bir dazlaklar, psikopatlar hareketine indirgenerek itibardan düşürülmesi bir yana konuşulamaz hale getirilmiştir. Bence bu hal; kalibresi yüksek fikir ve sanat iklimi içinde gelişen ve tevhidi özellikler kesbeden Alman Milli uyanışına karşı kurulmuş bir komplodur. II.Dünya Savaşı'nı Almanların kazanmış olması halinde yaşanacak hayat; muhakkak ki millet hayatının önemine dikkat çeken yönüyle elbette İslam Milleti olmanın da önünü açacak ve konunun ehemmiyetini her daim gündemde tutmuş olacaktı. Ne var ki savaşı müttefiklerin kazandığından bu yana gündemden hiç düşmeyen en ehemmiyetli konu ; -Kur'an'ın daima denî bulduğu dünyalık biriktirmek işinin bugünkü karşılığı olan "finans" konusudur.
 
3) TARİHSEL VE KÜLTÜREL MÜKTESEBAT :
 
Olayların cereyanında ve anlamlandırılışında tarihsel müktesebatın tesirini gözardı edemeyiz. Mesela "Avrupa", "Batılılaşma", "Türklük" gibi daha pek çok kavram; tarihselliğin doğurduğu anlam sahalarını açan anahtarlar gibidir. Alman sanat ve fikir adamlarının kimlik olarak temayüz ettikleri kültürel saha; Roma-Pagan / Hristiyan-İbranî katmanlı bir Avrupa'dır. Acaba böylesi bir kültür müktesebatı üzerinden İslam'a bakış ile Doğu Akdeniz Kültürel Sahası'ndan bakış arasında ne gibi nüanslar vardır? Mesela Anadolu'nun ve İstanbul'un İslamlaşması sürecinde yaşananlar sebebiyle bugün nasıl bir mevkide olunduğu; kelimelerin, kavramların incelenmesi yoluyla farkedilebilir. Acaba Almanya'nın başatlağında gerçekleşecek bir Avrupa İslamlaşması vuku bulaydı; gelinecek mevkii izah eden kelime ve kavramlar neler olacaktı, değil mi? Bu gibi konuları anlama ihtiyacını Avrupalılar bizden daha çok hissetmektedir. Onların Müsteşrikleri var lakin bizim Müstagriplerimiz var mı?(Müstagrip olmak lüzum etmiyorsa o halde Batılılaşmak neyin nesi?) Biz Avrupa ile ilgiyi; "Batılılaşmak" gayesiyle kurmuşuz fakat onların şarkiyatçılığı "Doğululaşmak" gayesine mâtuf değil..
 
4) GOETHE'YE YÖNELTİLMİŞ BİR SORU :
 
Yaşadığı dönem itibariyle İslam'a, Kur'an'a ve Hz Muhammed'e duyduğu ilgi ve 13.yy Fars-İslam Şairi Şeyh Sadi Şirazî ile kurduğu aşkın yakınlık göz önüne alındığında Goethe; meşhur "İtalya Seyahati"ne mümasil bir "Doğu Akdeniz-Türkiye Seyahati"ne neden yönelmedi? Böyle bir seyahat; Büyük İskender'in "Doğu Seferi"nin hasılası olan "Helenistik Kaynaşma"yı çağrıştıracak tesir ve neticeler doğurmaz mıydı?
 
5) İSLAM'A DUYULAN İLGİNİN GOETHE'YE MÜNHASIR OLMAYIP MÜNFERİD BİR VAKIA GİBİ TELAKKİ EDİLMEMESİ :
 
İslam ile kurulan ilgi bakımından aynı hat üzerinde kronolojik bir gelişim gösteren Herder-Goethe-Richard Wagner-Rilke çizgisi; İslam, Kur'an ve Hz Muhammed dolaylarında seyretmiştir. Goethe'ye Kur'an okumasını söyleyip O'nu Kur'an ile tanıştıran kişi Herder olmuştur. Ünlü Alman bestecisi ve filozofu olan Richard Wagner ise Goethe'nin yakın arkadaşı ve en sevdiği bestecidir. Wagner de İslam ile ilgilenmiş bir başka Alman entelektüelidir. Bu ilgi o boyuttadır ki Opera Tarihi'nin en büyük sanatçısı olan Wagner; konusu İslam ve Müslümanlar olan "Die Sarazenin" adlı bir eser yazmaya başlamış fakat ömrü vefa etmeyip bu eser yarım kalmıştır. Alman Şiiri'nde bir başka sıçrama hamlesi yapabilen 20.yy şairi Rainer Maria Rilke ise "Duino Ağıtları" isimli en meşhur eserini müteakip yazdığı mektuplarından birinde -"son zamanlarda sıklıkla Kur'an okuduğunu ve gittikçe Goethe ile aynı istikamette düşündüğünü" belirtmiştir. Görüldüğü üzere mesele; "Goethe'nin Müslümanlığı İhtimali"nin de fevkinde olup, Alman Milli Anlayışı'nın dönüp dolaşıp bir şekilde Kur'an ile helezonik kesişim kümeleri oluşturması meselesidir. Yani Kur'an ile kurulmuş olan bu yakınlık Almanlar için milli bir meseleydi fakat bir şekilde sabote edildi.
 
Söyleşimizin konusu her ne kadar "Goethe'nin İslam'a duyduğu ilgi" olsa da meseleyi aydınlatmak için çabaladığımızda görüyoruz ki yalnız Goethe değil ; Avrupa Medeniyeti'nin pek çok yüksek şahsiyetinin benzeri ilgi ve alaka içinde olduğu dikkat çekmektedir. Müslüman olsunlar ya da olmasınlar her birinin İslam'a duydukları ilgiyi ; Tevhîdî bir anlayış kesbetmek ve bütüncül bir yaklaşım sergileyebilmek bakımından araştırılmaya değer buluyorum.
 
Programın sonunda Cüneyt Özvardarlı Goethe’nin Naatından bestelediği bir bölümü gitarıyla icra ederken kızı Edibe Zümra da kendisine solistlik yaptı.
 
Toplantıya öğretim elemanları, öğretmenler ve öğrencilerin yanı sıra ilimizdeki sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve halkımızdan konuya alaka duyan seçkin bir topluluk katıldı. SELİMİYE KONUŞMALARI farklı konular ve konuşmacıların katılımıyla her ayın ikinci Salı’sı devam edecektir. Programın video kaydı aşağıdaki bağlantıdadır.

 

28. Selimiye Konuşması’nın tam video linki için tıklayınız.

Ek Resimler
Bu içerik 15.03.2019 tarihinde yayınlandı ve toplam 311 kez okundu.